ALEM-İ İMKAN

 

Ebru düşünmeye ve incelemeye, anlamaya dayanır. İnsanla öylesine örtüşür ki, sanki kainatın yaradılışını onda hissetmek mümkün olur. Kainatta hiçbir şey, hiçbir zaman aynı kalmıyor. Her şey şekil değiştiriyor, yenileniyor “her nefeste dünya yenilenir, fakat biz dünyayı öylece durur gördüğümüzden bu yenilenmeden haberdar değiliz.” (Mevlana Celaleddin-i Rumi – Mesnevi)

 

Kur’an-ı Kerim’de işaret buyrulan kainatın yaradılışının, çalışkan bir modeli ebru teknesidir. Her yönüyle öylesine benzerlik var ki, hayret etmemek mümkün değil. “…her şeyi, sudan yarattık, hâlâ mı inanmazlar?” (Kur’an-ı Kerim, Enbiya Suresi, 30)

 

Cenab-ı Hakk, “Kün” (Ol) emr-i ilahisiyle kainatı yaratırken muhtelif safhalardan geçirdiğini ve bu safhalardan birisinin de su üstünde olduğunu, su üstünde kainata şekil verdiğini bize “Her şey su üstünde idi…” buyurarak bildiriyor. Yaradılışta su yoğun. Ebrucu, ebru teknesini hazırlarken çeşitli safhalardan geçirir, hazırlığını yapar, en son tekneye yoğunlaştırılan suyu koyar. Yani artık her şey su üzerinde olacaktır. Yaradılışta su yoğun, ebru teknesinde de su yoğun.

 

Eski ustalarımız tekne başına oturmadan gusül abdesti alırlar ve teknenin önüne oturunca da, alem-i imkan olarak idrak ettikleri bu tekne karşısında “Bismillahirrahmanirrahim. İlahi ya Rabbi! Ezeldeki hükmüne uygun olarak bu teknede zuhur edecek olan nakışların, hilkatinin nakışlarında meknuz (örtülü, gizli) olan hikmetini idrakten aciz olan bu fakirin nefsini teshir edip de enaniyyetinin (kibrinin) azmasına izin verme!…” diyerek dua ederlerdi.

 

Suya boyayı serper, bir de görür ki su üstünde sanki bulutların aksi var. Rabb’in ilhamıyla taklit ve tefekkür eder. “Boyaları suya serpiyorum ancak boyaların açılma gücünü ben vermiyorum, öd de kitre de benim işim değil.” der. Ebrucunun boyaları serpmek dışında artık tekneye müdahil olması mümkün değildir. Boya serpildiği anda, yoğunlaşmış suyun üstünde içindeki öd’ün nispetlendirdiği açılmayı, sıkıştırmayı, şekillendirmeyi, odanın nem oranı, teknenin sıcaklığı gibi edip de enaniyyetinin (kibrinin) azmasına izin verme!…” diyerek dua ederlerdi.

 

Suya boyayı serper, bir de görür ki su üstünde sanki bulutların aksi var. Rabb’in ilhamıyla taklit ve tefekkür eder. “Boyaları suya serpiyorum ancak boyaların açılma gücünü ben vermiyorum, öd de kitre de benim işim değil.” der. Ebrucunun boyaları serpmek dışında artık tekneye müdahil olması mümkün değildir. Boya serpildiği anda, yoğunlaşmış suyun üstünde içindeki öd’ün nispetlendirdiği açılmayı, sıkıştırmayı, şekillendirmeyi, odanın nem oranı, teknenin sıcaklığı gibi unsurlarla yapacaktır. Eski ustalar, bu olayı irade-i külliye (Allah’ın her şeye şamil emri) ve irade-i cüziye’ye (Allah tarafından insan iradesine bırakılan işler) apaçık bir örnek olarak gösterirlermiş. Boyaları serpmek cüzi iradeye, tekne yüzeyinde ortaya çıkması muhtemel bilinmeyen şekillenmeyi de külli iradeye benzetirlermiş.

 

 

Kaynakça : Muin Nursen Eriş, Mustafa Esat Düzgünman ve Ebru, İst.Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. Yayınları, Şubat 2007

Ağaç Kabuğu

Ebru

Ağaç Kesiti

Ebru

Buzul

Ebru

Girdap

Ebru

Kaya

Ebru

Kıl Kökü

Ebru

Kuzey Işıkları

Ebru

Malahit Taşı

Ebru

Mercan

Ebru

Mermer

Ebru