EBRU SANATINI GÜNÜMÜZE TAŞIYAN USTALAR

Şebek Mehmet Efendi

 

Tertib-i Risale-İ Ebri’de Şebek lakabıyla anılan bu ebrucudan “rahimehullah” (Allah ona rahmet etsin) duası ile söz edildiğine göre vefatının 1608 yılından önce olduğu anlaşılıyor. Yine aynı risalede sözü geçen “Nüsha-i Şebek” sözünden, ebru hakkında bilmediğimiz bir risalenin sahibi olduğu anlaşılmaktadır.

Hatib Mehmed Efendi

 

Ayasofya Camii’nin hatibi olduğu için Ayasofya Hatibi ya da sadece Hatib diye anılan Mehmed Efendi’nin doğum tarihi bilinmiyor. İstanbullu’dur. Bu büyük sanatkarın ebruları o devirde yapılan işlerde daima kullanılmıştır, renklerinden ve üslubundan hemen tanınır. Hocapaşa’daki evinde çıkan yangında, eserlerini kurtarmak isterken kendisi de beraber yanmıştır (1773). O’nun buluşu olan ebru tarzı bugün de “Hatib Ebrusu” olarak anılmaktadır.

Şeyh Sadık Efendi

 

Buhara’nın Vabakne şehrinde doğmuştur. Üsküdar Özbekler Dergahı şeyhliğinde bulunmuştur. Ebruculuğu Buhara’da iken öğrendiği ve iki oğluna (Edhem ve Nafiz efendiler) da öğrettiği bilinmektedir. Dergahtaki kabir kitabesinden  11Temmuz 1846 da vefat ettiği anlaşılmaktadır.

Hezarfen İbrahim Edhem Efendi

 

Geçen yüzyılın ebrucuları arasında en maruf olanı, Üsküdar Özbekler Dergahı Şeyhi İbrahim Edhem Efendi’dir. Özbek Türklerinin kurduğu ve Hacc’a giden Türkistanlılar’ın İstanbul’daki uğrak yeri olduğu için bu isimle anılan dergahın milli mücadele tarihimizde de önemli bir yeri vardır. Milli mücadele için Anadolu’ya geçecek olan asker ya da sivil önemli kişilerin bir çoğu İstanbul’daki son gecelerini burada geçirirler ve ertesi sabaha karşı Samandıra üzerinden yola çıkarlardı. Mistik bir kuruluş olan dergahın bu faaliyeti işgal kuvvetlerince anlaşılamadığı için mücadele boyunca bu faaliyetler devam etmiştir.

İbrahim Edhem Efendi 1829 yılında bu dergahta doğmuştur.  Şeyh Sadık Efendi’nin oğludur. Türk, Arap, Fars ve Çağatay dillerine şiir yazacak derecede vakıftır. Şeyhlik makamını oğlu Sadık Efendi’ye terk ederek, ibadet dışındaki zamanını ilim ve sanata hasretmiştir. Hattatlık, Ebruculuk, Doğramacılık, marangozluk, oymacılık, hakkaklik, mühürcülük, dökmecilik, tornacılık, demircilik, tesviyecilik, makinecilik, matbaacılık, dokumacılık, mimarlık gibi alanlarda yetenek ve özel çalışmalarıyla ihtisas sahibi olmuştur.

08 Ocak 1904 yılında Cuma gecesi, yatsı namazı arasında üç i

İhlas bir Fatiha okunurken “amenna ve saddakna” (inandık ve tasdik ettik) dedikten sonra secdeye kapanmış ve bir daha kalkmamıştır. Ertesi gün Edhem Efendi, Dergah’ın haziresine defnedilmiştir.

Necmeddin Okyay

 

Sanat hayatı başlı başına bir kitap olacak kadar renkli olan Necmeddin Okyay (1883-1976) , mürekkepçilik, aharcılık, okçuluk, gülcülük, eski tarz mücellitlik, hattatlık vb. gibi pek çok hünerinin yanı sıra ebruculuğu da meslek edinmiştir, bu nedenle üstadı Edhem Efendi gibi Hezarfen lakabıyla anılır. Üsküdar Gülnuş Valide Sultan Camii başimamı olan

Necmeddin Okyay, Güzel Sanatlar Akademisinde de ebru ve tarz-ı kadim cilt öğretmenliği yapmıştır.  Hatip ebruları  çiçek motiflerine  öncülük etmiştir, Necmeddin Okyay  ebru sanatına lale, gelincik, karanfil, menekşe, sümbül, gül gibi bahçe çiçeklerini  kazandırmıştır.  Bu tür çiçekli ebrular  Necmeddin ebrusu olarak benimsenmiştir. Bu sanatı oğulları Sami ve Sacid Okyay’a ve yeğeni Mustafa Düzgünman’a öğretmiştir.

Sami Okyay

 

Necmeddin Okyay’ın ortanca oğlu olan Sami Bey 1910 da Üsküdar’da doğmuş, bu sanatı babasından öğrenerek çığır açacak eserler vermiştir. Aynı zamanda tezhip, hak (oyma), lake (rugan) ve şemse tarzı cild sanatkarıdır. Şark Tezyini Sanatlar Mektebi’nde öğretmen iken yakalandığı hastalık sonucu 1933 de vefat etmiştir.

Sacid Okyay

 

Necmeddin Okyay’ın küçük oğlu olan Sacid bey 1936 yılında Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nde,  Şark Tezyini Sanatlar Şubesi’nin açılışından 1973 yılında emekliye ayrılmasına kadar geçen zaman içinde ebruculuk ve eski tarz cild hocası olarak görev yapmış, başarılı eserler vermiştir.

Mustafa Düzgünman

 

Necmeddin Okyay’ın yeğeninin oğlu olan Mustafa Düzgünman (1920-1990) dayısının öğrettiği ebruculuğu 1941 yılından vefatına kadar gerçek anlamıyla devam ettiren yegane sanatkardır. Baba mesleği olan aktarlık ve baharatçılığı devam ettirmiş,1954-1979 yılları arasında Üsküdar Şeyh Mahmud Hüdayi Hazretleri’nin türbedarlığını da yapmıştır. Necmeddin Okyay, sanatın her çeşidine ilgisi ve merakı olan yeğenini Güzel Sanatlar Akademisi’ne kaydettirmiş, Mustafa Düzgünman bu akademiden tarz-ı kadim cilt ve ebru sanatkarı olarak mezun olmuştur. Ciltçilik ve ebruculuğun yanı sıra, tesbihçi, şair, bestekar ve fotoğrafçıdır. Ebruculukta kendisinden önceki çiçekleri islah etmiştir. Ebru sanatında “klasik tarz”ın normlarını oluşturmuştur. Türkiye’de ve dünya da ebruya ilginin artması ve sanatkar olarak tanınıp şöhret bulması, Yapı Kredi Bankası’nın Galatasaray’daki Genel Müdürlük Binası’nın giriş katında sergi açmasından sonra olmuştur. Bu sergide Mustafa Düzgünman ve Niyazi Sayın’ın (Ney virtüözü, tesbih ustası, ebru sanatçısı) yaptıkları tesbihler de sergilenmiş ve sergi bir ay boyunca yoğun ilgi görmüştür.

Niyazi Sayın

 

Ney virtüözü ve tesbih ustası olan Niyazi Sayın dini musikide de ilk hocası olan Mustafa Düzgünman’dan ebruculuğu öğrenmiştir.  O dönemlerde  ebruları geleneksel tarzın dışında olduğu için eleştirilmiştir fakat ebruculuğun gerek malzeme gerekse teknik olarak her yeniliğe açık olabileceğini kanıtlamıştır. Niyazi Sayın, ney üflemede de yeni bir  dönem açmış, yeni kalıplar ve pozisyonlar geliştirmiştir. Perdeleri büyük bir titizlikle kullanması, nefes hakimiyeti, özellikle de benzersiz legatosuyla musiki tarihinde özel bir yer edinmiştir. Ney imalinde 26’lı birim sistemine ek olarak kullandığı kaydırma sistemi ile örnek bir ekol kurmuştur. Bütün bu üstün özelliklerinden dolayı Niyazi Sayın Kutbü-n Nayi (Ney üfleyenlerin kutbu) lakabını hak kazanmıştır. Hocalarından Necmeddin Okyay gibi, hezarfen olan Niyazi Sayın’ın, ebruculuktan fotoğrafçılığa, tesbihçilikten sedef kakmacılığa, elektronikten tornacılığa, gülcülükten balıkçılığa, yemek pişirmek de dahil olmak üzere her türlü ev işinden kuşçuluğa, ağaç işlerinden tenis raketi germeye kadar elinden gelmeyen iş yoktur.

Ord.Prof.Dr.Süheyl Ünver

 

Süheyl Ünver (18981986) Darülfünun Tıp Fakültesi‘ni bitirdi 1920 de bitirdi. Gureba ve Haseki hastanelerinde çalıştı, Sanayi Mektebi’nde asistanlık yaptı. Yurtdışında ihtisas yaptı. İstanbul Üniversitesi Tıp Tarihi Enstitüsü’nü kurdu, Güzel Sanatlar Akademisi hocalığı yaptı. 1939’da profesör, 1954’de ordinaryus profesör oldu. 1967’de Cerrahpaşa Tıp Fakültesi‘nde Tıp Tarihi ve Deontoloji kürsüsünü kurdu. 1973’de emekli oldu,

Arapça, Farsça, Fransızca biliyor; ney çalıyor; ebru, tezhip, minyatür ve hat sanatıyla uğraşıyor; Türk kültürünün bütün yönleriyle ilgileniyordu. Arşivciydi ve arşivini kendi kurduğu enstitülere, TTK‘ya, Süleymaniye Kütüphanesi‘ne bağışlamıştır. Hayatı boyunca yoğun bir araştırma ve yazma işine kendisini vakfetmiştir. 18 bilimsel kuruluşun üyesi olmuş, tıp tarihi, bilim tarihi, kültür tarihine ait 2500 civarında kitap ve makale yayınlamıştır. 1985’de Kültür Bakanlığınca büyük ödüle layık görülmüş, yurtdışında da ödüller almıştır. Dergi, gazete ve ansiklopedilerde sayısız yazısı vardır.

Prof.Dr. Uğur Derman

 

1935’de Bandırma’da doğdu. Haydarpaşa Lisesi’nden sonra Istanbul üniversitesi Tıp Fakültesi Eczacılık Okulu’nu bitirdi. Serbest eczacılık devresinden sonra Türkpetrol Vakfı’nın yönetimini üstlendi, 1981’den bu yana İslam Tarih, Sanat ve Kültür Araştırma Merkezi IRCICA’nın da Sanat danışmanlığını yürütmektedir.1955 yılından itibaren Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nin emekli hocalarından Necmeddin Okyay’ın Osmanlı Kitap Sanatları konusunda öğrencisi oldu; 1960 yılında icazet aldı. Ayrıca Macid Ayral, Halim Özyazıcı, Dr. Süheyl Ünver  gibi bu konunun uzmanlarından çok istifade etti.

1961 yılından bu yana müstakil eser, tebliğ, ansiklopedi (Türk Ansiklopedisi, D. İslam Ansiklopedisi) maddesi ve makaleleriyle Türk Kitap Sanatlarının öğretilmesi ve tanıtılması için çalıştı. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde ve Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü, ve Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde derslerini sürdüren Uğur Derman 1997’de Mimar Sinan Üniversitesi tarafından öğretim üyeliğine kabul edilerek kendisine Profesör ünvanı verilmiştir.Türk Hat Sanatının tanıtımı için Kültür Bakanlığı kanalıyla Kahire, Cidde, ve Chicago ‘ya, IRCICA tarafından Bağdad  ve Kuveyt, İslamabad, Kahire ve Tunus’a gitmiştir. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi öğretim üyelerinden Doç. Dr. Çiçek Derman ile evli olup üç çocuk babasıdır.

Fuat Başar

 

1953 yılında Erzurum’da doğdu. İlk, orta, lise eğitimini aynı ilde tamamladı. Fakülte eğitimi yıllarında hüsn-ü hatt ile meşgul olmaya başladı.1977 yılında ebru sanatına ilgi duyarak Mustafa Düzgünman ile mektuplaştı. Tıp eğitimini yarıda bırakarak İstanbul’a yerleşti, Hattat Hamit Aytaç’tan yazı icazeti, 1989’da Mustafa Düzgünman’dan ebru icazeti aldı.Profesyonel Ebrucu ve Hattat olarak öğrenci yetiştirmeye devam etmektedir.

Alparslan Babaoğlu

 

1957 yılında Ankara’da doğdu.İlk ve ortaöğrenimini Ankara ve Erzurum’da tamamladı. Devlet bursuyla gönderildiği İngiltere’deki Elektronik Mühendisliği eğitimini 1979 yılında, aynı dalda yüksek lisans eğitimini 1980 yılında tamamlayarak yurda döndü. Mühendislik hayatını bir kamu kurumunda yönetici olarak  sürdüren Alparslan BABAOĞLU, evli ve Elif  ve Burak  isimlerinde iki çocuk babasıdır.

1984 yılında Topkapı Sarayı Nakışhânesi’ne devam ederken başladığı ebru yapımını  aralıksız sürdürmektedir. 1985 yılında ustası merhum Mustafa DÜZGÜNMAN ile tanıştı ve 1989 yılında kendisinden ebru sanatının öğretilmesi ve icrâsı konusunda icâzet aldı. İlk kişisel sergisini 1990 yılında Topkapı Sarayı’nda açtı, aynı yıl Washington D.C.’de ikinci, 1991 yılında memleketi olan Çorum’da üçüncü ve 1999 yılında Yıldız Sarayı Çit Kasrı’nda dördüncü kişisel sergisini açtı. Sayısız karma sergiye katıldı.

Sabri Mandıracı

 

1963 de Gemlik-Armutlu’da doğdu, İstanbul Üniversitesi Felsefe bölümü mezunudur. Lise yıllarına Bursa’daki eski eserler, özellikle Ulu Camii’nin içindeki yazılar hat sanatına ilgi duymasını sağladı ve yazıya başladı. Üniversite eğitimi sırasında Prof. Dr. Ali Alparslan’la tanıştı. Ebru sanatından bu sırada haberdar oldu. Klasik Türk kitap sanatlarından yazı, ebru ve cilt ile meşgul oldu. Mustafa Düzgünman, Ali Alparslan, İslam Çeçen gibi üstatlardan feyz almıştır.

Timuçin Tanarslan

 


1969-70 döneminde AİTİA’nden mezun. Ankara’da sahaflık yaptı. 1981’de ebruya başladı. Mustafa Düzgünman’dan icazet aldı. 1984’te Topkapı, 1989’da Yıldız Sarayı’nda ebru sergisi açtı. Mısır’da ebru gösterisi yaptı. 1989-90’da Sidney’de sergi açtı.